komedi

KOMEDİ
“Tiyatro’ya”
Ulu Manitu veya her neyse
Hani şu ortalığı kasıp kavuran
Masalcı dedenin korkuttuğu kendisiyle
Ekmeğin, suyun, yağmurun sebebi
Kızınca vermeyen, açlıktan öldüren
Sırtında akbaba büyüten
İmanın var mı senin, iman öğütlerken
Neye inanırsın, nedir bu dalavereler!
Babil’in Kurbam Sunağı’nda fahişe
Ganj’ın kıyısında yılan, sığır
Mısır’da Güneş, Arap çöllerinde akrep
İşkenceci, zorba, entrikacı, paracı
Korkutucu, yıldırıcı, mide bulandırıcı
Gerçek tanrının yerine geçme çabaların yüzünden
Sana inananların, kandırabildiklerin
Saçma dinlerinin, adi din adamları
Senin adamların yani
Bu yüzdendir tüm dengesizlikler
Şeytan tanrının değil, insanın zıddıdır
Tanrı zıddı olmayandır
Gerçekleri görmeyip, görmezden gelenleri
Kurduğu adalet düzeniyle zaten
Elini sürmeden
Eninde sonunda cezalandırıverendir
Ceza derken
Anlaşıldık, bilindik, sanılan türden değil
Oda insanın anlaması için yine kendi dilinden
Anladığı dilden yani
Yoksa ne sana, ne ona, buna, ne de cezaya
İhtiyacı ve gereği olmayandır.
Zaten herşeyin içinde var olduğundan
Gözleri de, gördükleri de, ışığı da, zerrelerin zerrelerindedir.
Kader derken yazgı yani
Olacakları her anına kadar kaydetmesi bir yerlerde
Zaten olan varlık ve bilginin içindedir
Zaman derken, dünya yani
Semah etmesi güneşin ve kendi çevresinde
Olup bitendir. Sabah ve akşam, hafta ve ay
Gitmesi bir yerden bir yere ışığın
Kaç milyar yıl?
Hani o zerreden patlayan
Öncesi ve sonrası olmayan
Yanları, kıyıları ve devamı
Küçükten küçük derken tüm bilinen
Ortaklıklar ve enerji
Aslında ne yazıldıysa ve ne yazıldıysa, söylendiyse
Şimdiye kadar
Bundan sonra da söylenecek olanlar hatta
Hepsi, o kalemin yazdığı o defterde var
Olmalı yani öyledir, uydurmadan zaten
Bak şimdi!
Çoktan geçip giden o kadın
Yine o güzel dizide oynarken
Eksiksiz, kusursuz, tam, bozulmadan görünen
Rolünün gereği
Yazarın yazdıklarını tekrar ederken
Rol arkadaşları? Oysa şimdi yaşayan
Sonrada onlar da geçip gidecek olan
Ne tuhaf
Bende geçip gidecek olan
Kendi sözlerimi yazarken, başkalarının yazmadığı
Ve yazmalar olup biteni, içindekileri
Kendini kaybediveren zorlanmış
Fırlayıp giderken evrenden birinin bir yerlerine
Yolunu, gidişini, gelişini kaybeden
Üzerine vazife mi?
Değil
Tüketip bitirmişken zaten bitecek olanı
---------
Bavul, bavul
İçine konulan, yolculuktan önce lazım şeyler
Ütülü kıyafetler
Ufak tefek şeyler, süsler, totemler
Taştan oyma tespih taneleri
Çeşitli, rengârenk, içinde karınca olan
Fosil, yani olduğu gibi duran ama kuru, cansız
Kıymetini herkesin bilmediği
Bir de eritip hurdaya çıkartılan el işleri
Bundan yani bu tarihten
Sekiz bin altı yüz elli yıl önce
Altay’ın öbür kıyılarında
Bir nehir kıyısında kurulan, temeli taş
Üst yanı göknar gövdesiyle yapılı
Binanın odalarından birinde yaşardı, bir kız
Bundan 8.650 yıl önce
Bizim kızlarımızdan bir kız gibi
Meraklı, maharetli, üretken, sevimli, zeki
İşte o kız, ismini bilmiyoruz, önemi de yok
Yani isminin önemi yok
Kendisi çok önemli
Yapıp bıraktıklarından
Burada yine bir kişi
Kız mı, erkek mi, bilmiyoruz yine
Bu defa cinsiyetinin önemi olmayan
Dağın yamacında
Eski Ermeni Prensliklerinden kalan
Kalın, yontulmuş, düzeltilmiş, işlenmiş
Taş duvarların arasında
Şimdi toprağın altında kalmış
Dört bin beş yüz yirmi yıllık bir kolye
Hem eli değmiştir, hem yüreği
Yine renkli taşlar, karıncasız
İşte bu günün definecisi, talancısı, açgözlüsü
Bulmuştur onlardan, o parçalardan bir kaçını
Ve satmıştır kuyumcuya
Kuyumcuda eritmiştir sonsuza değin
-----------
Yılandan korkan insan kendini koruma çabasındadır
İçgüdü denilse de zaten olan
Herkesin bildiği ve yaşadığı
Aslında Darwin Dede’nin, hani o sevilmeyen
Hayatta kalma ve neslini devam ettirebilme çabasıdır.
Her kim veya ney kurmuşsa sistemi
Anlaşılabildiği kadar ucundan, kıyısından
İnkar edilemez gerçek. Gerisini boş ver.
Bize en yakın yıldız dört ışık yılındadır
Samanyolu’nun yarıçapı yirmi beş bin ışık yılı
Evren ise kırk beş milyar ışık yılı büyüklükte ve büyümekte
Cern’de on bin bilim insanı çalışır
Bildiğimiz on dört milyar yıllık bir geçmiş
Ulu Manitu veya her neysen
Zihnimde yerlice, kartal tüyü bol ve renkli
Akbaşlı Kartal, pençeleri sivri, gagası keskin
Gözleri, ya gözleri
Ançetu Mamata Hatun, Ultacunun babaannesi
Ağaçlarla kaplı, havası temiz ve serin
Dağlık ve su pınarları yamaçlarından kaynayan
Kanadı renkli, irili ufaklı kuşların olduğu
Sesleri renkleri gibi çeşitli
Mamata’nın dillerini çözdüğü ve anladığı kuşlar
Taneleri sever kuşlar, kursakları vardır
Karnındaki kıpırtı canlının annenin
Önce kuşları izledi, onlara yuva hazırladı
Yumurtadan çıkan civcivleri gördü, anladı
Türemenin bu türünü ve kendindekini
Hayret etti
Okul filan yoktu o zamanlarda
Büyükler küçüklere anlatırdı
Hikâyelerin içinde gizliydi bilgiler
O da topladı bilgilerden kendi torunlarına,
Komşu çocuklarına anlatmak için
Büyüklerimiz yine yaşarmış orada
Çalışmak, hazırlamak, yardımlaşmak varmış
Herkes kardeşmiş
Doğan yeni bebek
Ayırmadan emermiş tüm annelerin memelerini
Sonradan hatırlaması için
Yoksulluk, hastalık veya yaşlılık günlerinde annelerinin
Emdiği o memenin sahibine sahip çıkmak
Elini tutmak yokuşu çıkarken
Evine su taşımak
Hatırını sormak, dertleşmek, dinlemek
Yardım etmek yani, yalnız bırakmamak
Babalar ve dedeler yine kardeşmişler
Doğa herkesin, ambar herkesinmiş
Delinin biri bir gün hayal görüp
Kendi kendine uydurmaya başlayınca masallar
Üstün güçler ve üstün güçlerin en üstününü
Yani yağmuru yağdıran, sonra sel ve boğulma
Güneşi yeniden ve yeniden çıkaran ve yakan
Yeri sallayan ve evleri yıkan içindekilerle
Galip gelmiş sevgiye ve akla
Düşünemez olmuş insanlar, teslim olmayı seçmişler
Hatta her gelen yeni bir şeyler uydurmuş
Sonra açgözlülük baş göstermiş
“Bütün genç, güzel kızlar benim
Onları ben döllemeliyim
Tüm çocuklar, benim olmalı” diyenler
“Ambarın sahibi benim
İstediğime veririm, istemediğimi aç bırakırım
O var ya, işte O Manitu, O beni seçti.”
Sonra taht olmuş
Bu aç gözlü adam da o tahta oturmuş
Sonra kendi babalarını ve dedelerini kutsamış
Tahtın yanlarına onların heykellerini oydurmuş
Gel zaman git zaman o da ölmüş
Onun yerine oğlu oturmuş
“Hani seni emzirmiştim ben. Sütannen.”
“O da zaten benim malım
Tüm topraklar, nehirler, evler, insanlar
Benim malım.”
Sonra mızrak, kama, kalkan ve savaş
Sonra küsmüş doğa
Dallarından ağaçlarının mızrak yapılması
Taşlarının yine ağaçlarla eritilip demir
Demirden kılıç
Üzmüş doğayı
Artık acımaz olmuş acımasıza
Volkanlarını taşırmış
Yerlerini sallamış, sallamış, sallamış
Aç gözlü insanlar ve hayvanlar
Kaçmışlar oradan oraya
İçlerinden biri öncekilerden
Yazmış bütün olup biteni ve saklamış
Anlatmalarım bundandır
Oda zihnimde kaldığı kadar
14.07.2012
TOKAT
Son şiiriniz "Komedi", kitabınızdaki tüm temaları bir araya getiren, en kapsamlı ve belki de en sert eleştirel şiiriniz olarak öne çıkıyor. "Tiyatro'ya" ithaf edilmesi, hayatın ve insanlığın bir oyun, bir "komedi" olduğu fikrini güçlendiriyor; ancak bu komedi, çoğu zaman trajik boyutlara ulaşan bir hiciv barındırıyor.
"Komedi" Şiirinin Tematik Analizi ve Kitabınızla Bağlantıları
"Komedi" şiiriniz, "Ulu Manitu veya her neyse" ile başlayarak ilahiyat, din, inanç sistemleri, doğa, evren ve insanlık tarihi gibi çok geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Şiir, bu kavramların insanlık üzerindeki etkilerini ve zamanla nasıl çarpıtıldıklarını derinlemesine sorguluyor.
1. Din ve Otoritenin Çarpıtılması
Şiir, "Ulu Manitu" figürünü, adeta bir korku ve manipülasyon aracı olarak tasvir ediyor. "Kızınca vermeyen, açlıktan öldüren", "Sırtında akbaba büyüten" gibi ifadeler, ilahi gücün insanoğlu tarafından nasıl korkutucu ve cezalandırıcı bir varlığa dönüştürüldüğünü gösteriyor. Fahişeler, yılanlar, sığırlar, akrepler gibi farklı inanç sistemlerinin sembolleri üzerinden, insanların tanrıları nasıl kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirdiğini eleştiriyor. "Gerçek tanrının yerine geçme çabaların yüzünden / Saçma dinlerinin, adi din adamları / Senin adamların yani / Bu yüzdendir tüm dengesizlikler" dizeleri, dini otoritelerin manipülasyonlarını ve bunun yol açtığı toplumsal dengesizlikleri açıkça hedef alıyor.
* "Paradoks" ile Bağlantı: "Paradoks"taki "Huzursuzluk nereden kaynaklı / Neden somurtuyor insanlar" sorularına bu şiirde din adamlarının ve otoritenin çarpık anlayışları üzerinden bir cevap aranıyor. İnsanların mutsuzluğunun ve kargaşasının bir nedeni, bu "dalavereler" ve "dengesizlikler" olarak sunuluyor.
* "Molla ile Eşeği" ve "Fars Eşeği" ile Bağlantı: Bu bölümde tasvir edilen "din adamları" ve "dalavereler", "Molla ile Eşeği"ndeki "büyücü molla" figürüyle ve "Fars Eşeği"ndeki "Ayetullah Erdebili"nin dil ve kimlik üzerindeki baskısıyla doğrudan örtüşüyor. Şiir, dini otoritenin cehalet ve baskı aracı olarak kullanılmasını eleştirirken, bu figürlerin "komedi"nin asıl oyuncuları olduğunu ima ediyor.
2. Gerçek Tanrı ve Evrensel Adalet
Şiir, çarpıtılmış din algısının karşısına gerçek bir tanrı anlayışını koyuyor: "Şeytan tanrının değil, insanın zıddıdır / Tanrı zıddı olmayandır." Bu tanrı, cezalandırmak için "elini sürmeyen", ancak evrensel bir adalet düzeniyle "eninde sonunda cezalandıran" bir varlık. Ceza algısı da farklı: "insanın anlaması için yine kendi dilinden / Anladığı dilden yani". Bu bölüm, evrenin kendi işleyişindeki dengeyi ve adalet prensibini vurguluyor. Kader ve zaman kavramları, kozmik bir düzenin parçası olarak sunuluyor.
* "Nereden Nereye" ile Bağlantı: "Nereden Nereye"deki "Ağlıyor mu peygamber?" sorusuyla "Komedi"deki gerçek tanrı anlayışı arasında bir köprü kuruluyor. Bu şiir, dini fanatizmin yol açtığı yıkımın, gerçek ilahi prensiplerle çeliştiğini ima ediyor. Doğanın kendi içindeki uyum ve ekolojik dengeye verilen değer, burada evrenin kendi adalet sistemiyle paralellik gösteriyor.
* "Dede Korkut" ile Bağlantı: Dede Korkut'un "İyi insan ol! / Mazlumu koru! / Yalan söyleme, çalma! / Töreye uy!" gibi öğretileri, bu şiirdeki gerçek tanrının "adalet düzeni" ve evrensel denge anlayışıyla uyumlu. Her ikisi de insani erdemleri ve doğal düzeni merkeze alıyor.
3. İnsanlık Tarihi ve Değerlerin Yozlaşması
Şiir, tarih boyunca değerlerin nasıl yozlaştığını çarpıcı bir şekilde anlatıyor. "Zerden patlayan" evrenden, Altay'da kurulan ilk medeniyetlere, oradaki "meraklı, maharetli, üretken, sevimli, zeki" kızdan, Ermeni prensliklerinden kalan kolye ve günümüzün "definecisi, talancısı, açgözlüsü"ne geçiş, insanlığın yaratıcılıktan yok ediciliğe, değer bilmekten hurdaya çıkarmaya doğru giden trajik yolculuğunu gösteriyor.
* "Çin Çin" ile Bağlantı: "Çin Çin"deki Çin Seddi'nin yapımındaki insan kayıpları ve "akla durgunluk veren işler" gibi büyük ama bedelli başarılar, "Komedi"deki değerlerin yozlaşması temasını destekliyor. İnsanlığın ihtişamlı başarılarının ardında yatan karanlık yüzler, her iki şiirde de vurgulanıyor.
Şiir, ilkel toplumlardaki dayanışma, yardımlaşma, annelerin yeni doğan bebekleri ayırmadan emzirmesi gibi saf değerleri yüceltirken, "Delinin biri bir gün hayal görüp / Kendi kendine uydurmaya başlayınca masallar" diyerek, iktidar hırsının ve açgözlülüğün toplumu nasıl yozlaştırdığını anlatıyor. "Bütün genç, güzel kızlar benim", "Ambarın sahibi benim" diyen liderlerin ortaya çıkması ve sonucunda "mızrak, kama, kalkan ve savaş"ın başlaması, insanlığın tarihsel döngüsündeki karanlık bir komediyi resmediyor. "Doğanın küsmesi", bu yıkımın ekolojik sonuçlarına da dikkat çekiyor.
* Genel Bağlantı: İnsanlığın Dönüşümü: Kitabınızdaki diğer şiirlerdeki bireysel ve toplumsal değişimler (eğitimsiz profesörler, hayalleri kırılan liseli kız, eşeğe dönüşen insanlar), bu şiirde tarihsel bir perspektiften sunuluyor. İnsanlığın "nereden nereye" geldiği, nasıl bir "komediye" dönüştüğü gözler önüne seriliyor.
4. Şairin Yazarın Rolü ve "Komedi"
Şiir, "Oysa şimdi yaşayan / Sonrada onlar da geçip gidecek olan / Ne tuhaf / Bende geçip gidecek olan / Kendi sözlerimi yazarken, başkalarının yazmadığı" dizeleriyle şairin (yazarın) kendi varoluşunu ve yazdıklarını sorguluyor. Hayatın bir "rol" olduğu, yazarların "yazdıklarını tekrar ettiği" bir "komedi" olduğu fikri pekişiyor. Şiir, yazarın bu evrensel döngü içindeki yerini ve "üzerine vazife mi?" sorusunu da barındırıyor.
"Gülümsemeler" Temasıyla İlişki
"Komedi" şiirinizde doğrudan bir "gülümseme" imgesi olmasa da, şiir başlığı ve içeriğiyle bu temaya güçlü bir ironik boyut katıyor:
* Trajikomik Bir Oyun: Şiir, insanlığın tüm tarihini, acılarıyla, hırslarıyla ve sahtekârlıklarıyla büyük bir "komedi" veya "tiyatro" oyunu olarak sunuyor. Bu "komedi" içinde gülümsemeler, ya sahte, ya zoraki ya da trajikomik bir durumun ifadesi oluyor.
* Kayıp Masumiyet: Dede Korkut'un bahsettiği kadim değerler, Mamata Hatun'un doğayla uyumu gibi masum ve saf gülümsemelerin kaynakları, bu "komedi"nin içinde zamanla kayboluyor veya yerini hırs ve iktidar mücadelesine bırakıyor.
* Bilmekten Doğan Acı: Şairin kendi "geçip gidecek olan" sözlerini yazarken duyduğu "ne tuhaf" hissi, tıpkı "Kate ve Liseli Kız"daki "utanıyorum evet hem de çok" ifadesi gibi, gerçekleri görmenin getirdiği acı ve ironik bir gülümsemeyi yansıtıyor. Bu şiir, gülümsemenin ardındaki acı, kayıp ve trajikomik gerçekliği en derinlemesine işleyen parça.
"Gülümsemeler" Şiir Kitabınızın Tematik Bütünlüğü: Genel Bir Değerlendirme
Şimdiye kadar analiz ettiğimiz beş şiiriniz, "Gülümsemeler" adlı kitabınızın çok katmanlı ve derinlikli bir anlam taşıdığını gösteriyor. İşte ana temalar ve bağlantılar:
* Paradokslar ve Zıtlıklar: Kitabınızın temelini oluşturan ana tema. "Paradoks" şiirinizde evrensel olarak başlayan bu tema, diğer şiirlerinizde farklı boyutlarda (doğal güzellik/insani yıkım, masalsı hayaller/acı gerçekler, medeniyet/bedel, bilgelik/cehalet) işleniyor.
* Otorite ve Baskı: "Molla ile Eşeği", "Fars Eşeği" ve "Komedi" şiirleri, dini, siyasi veya kültürel otoritenin bireyler ve toplumlar üzerindeki manipülatif ve baskıcı etkilerini eleştiriyor. Bu baskı, dilin, kimliğin ve ifade özgürlüğünün kısıtlanmasına yol açıyor.
* Doğa ve İnsan: Şiirlerinizde doğa, hem bir huzur ve güzellik kaynağı (kumrular, yağmurun temizliği, ekolojik denge) hem de insan eylemlerinden dolayı acı çeken (doğanın küsmesi, mızrak yapılan ağaçlar) bir varlık olarak karşımıza çıkıyor.
* Tarih ve Hafıza: "Çin Çin" ve "Komedi" şiirleri, insanlık tarihinin ihtişamlı dönemlerini ve yıkıcı süreçlerini bir araya getirerek, geçmişin günümüze etkilerini sorguluyor. "Dede Korkut" ise sözlü geleneğin ve tarihi bilgeliğin korunmasının önemini vurguluyor.
* Gerçeklik ve İllüzyon: "Kate ve Liseli Kız"daki masalsı prens imgeleri, "Komedi"deki "Ulu Manitu" etrafındaki "dalavereler" ve yazarların yazdığı "roller", gerçekliğin çoğu zaman bir illüzyon perdesiyle örtüldüğü fikrini ortaya koyuyor.
* "Gülümsemeler" Temasının Derinliği: Kitabınızın başlığı olan "Gülümsemeler", şiirlerinizin genelinde çok boyutlu ve çoğu zaman ironik bir anlam kazanıyor.
* Saf Gülümseme: "Paradoks"taki bebek gülümsemesi ve Dede Korkut'un "bir gülücük" dilemesi, masumiyetin ve bilgeliğin getirdiği içsel huzuru temsil ediyor.
* Zoraki/Maske Gülümseme: "Molla ile Eşeği"ndeki eşeğin memnuniyeti ve "Fars Eşeği"ndeki halkın "eşşehlerim" denince "hoş olmaları", baskı altında takınılan, acıyı gizleyen birer maskeyi veya teslimiyetin gülümsemesini sembolize ediyor.
* İronik/Trajikomik Gülümseme: "Kate ve Liseli Kız"daki Kate'in masalsı düğünü ile liseli kızın kaderi arasındaki tezat ve "Komedi" şiirinin genel atmosferi, hayatın acımasız gerçekleri karşısında ortaya çıkan, alaycı, hüzünlü veya trajikomik bir gülümsemeyi ifade ediyor.
Kitabınız, bu şiirler aracılığıyla okuyucuyu insan doğasının karmaşık katmanları, toplumsal dinamikler ve varoluşsal sorgulamalar üzerine derinlemesine düşünmeye sevk eden güçlü bir bütünlük sergiliyor. Şiirleriniz, birbirlerini besleyerek ve farklı açılardan ele alarak
"Gülümsemeler" kavramına zengin ve çok yönlü bir anlam yüklüyor.
Bu analiz, şiirlerinizin birbiriyle nasıl bağlandığını ve kitabınızın bütünsel mesajını umarım net bir şekilde ortaya koymuştur.