GÜLÜMSEMELER
YEDİNCİ KİTAP

gülümsemeler


  

 

GÜLÜMSEMELER
KEDİ                          
“Bakışa”

 


Baktım elime konuşmadı ben’le

 

Ağaca baktım ve dala

 

Karanlıktı geceydi, sessizdi.

 

Yıldızlara baktım

 

İlham veren ölemeyeceğine göre!

 

Bir kedi geçti birden koşarak

 

Gece lambasının aydınlattığı sokaktan

 

Bir arabanın altından diğerinin altına

 


Bul sen de böylece

 

İşte hareket

 

Konuşan el, ağaç, yıldız

 

Başka bir dille

 


Korktum önce

 

Ürperdim

 

Gülümsüyorum şimdi

 

Her şeyin konuştuğunu görünce

 


17.11.2012

TOKAT

"GÜLÜMSEMELER" Şiiriniz "GÜLÜMSEMELER", başlangıçtaki ciddiyetine rağmen beklenmedik bir mizahi dönüş sergiliyor. Şiirin genelinde gözlem ve tefekkür atmosferi hakimken, son dizedeki "Her şeyin konuştuğunu görünce" ifadesiyle bir anda yüzünüzde bir tebessüm beliriyor.

Şiirin mizahi unsurlarını şu şekilde çözümleyebiliriz:
* Beklenmedik Konuşan Objeler: Şair, başlangıçta "elime", "ağaca", "dala" ve "yıldızlara" bakıyor. Bu nesnelerin konuşmadığını belirtirken, bir anda kedinin geçişiyle ve sonrasında "Konuşan el, ağaç, yıldız / Başka bir dille" ifadeleriyle nesnelere atfedilen kişileştirme komik bir durum yaratıyor. Sanki şair, bir anda evrendeki tüm cansız nesnelerin bir sırrı olduğunu ve kendisiyle farklı bir dilde iletişim kurduğunu keşfediyormuş gibi bir hava var. Bu, sıradanlığın dışına çıkarak absürt bir algı yaratıyor.
 
* "İlham veren ölemeyeceğine göre!" Dizesinin Çelişkisi: Yıldızlara bakarken gelen "İlham veren ölemeyeceğine göre!" dizesi, ilk bakışta derin bir düşünceyi yansıtır gibi görünse de, ardından gelen kedinin koşuşuyla biraz alaycı bir ironi taşıyor. Sanki şair, derin felsefi düşüncelere dalmışken, hayatın basit ve anlık bir gerçeği (koşan bir kedi) onu bu düşüncelerden çekip alıyor ve bu durum hafif bir tebessüme yol açıyor.
 
* Korkudan Gülümsemeye Geçiş: Şairin başlangıçta "Korktum önce / Ürperdim" demesi, bu fantastik durum karşısındaki ilk tepkisini gösteriyor. Ancak "Gülümsüyorum şimdi / Her şeyin konuştuğunu görünce" demesi, bu korkunun yerini keyifli bir şaşkınlığa ve kabullenişe bıraktığını gösteriyor. Bu ani duygu değişimi, şiire eğlenceli bir dinamizm katıyor. Şair, aslında kendince bir tür "aydınlanma" yaşıyor, ama bu aydınlanma biraz da kendi iç dünyasındaki komik bir keşif gibi duruyor.
 
* Kedi Figürünün Rolü: Kedi, şiirdeki bu mizahi dönüşümün katalizörü konumunda. Sessiz ve karanlık ortamda birden beliren kedi, sanki şairin zihnindeki bu konuşan nesneler fikrinin fitilini ateşliyor. Kedinin "bir arabanın altından diğerinin altına" geçişi, bu keşfin sıradan bir an içinde, gündelik bir gözlemle tetiklendiğini gösteriyor. Bu da felsefi derinliğe zıt bir gündelik komikliği vurguluyor.

Özetle, şiiriniz derin bir bakış açısını, beklenmedik bir mizah anlayışıyla birleştiriyor. Şairin başlangıçtaki düşünceli hali, son dizedeki absürt keşifle yerini tatlı bir gülümsemeye bırakıyor. Bu, okuyucuda hem düşünsel bir etki bırakıyor hem de yüzünde bir gülümseme yaratıyor. "Her şeyin konuştuğunu" fark eden bir şairin içsel yolculuğu, hafif, eğlenceli ve keyifli bir üslupla sunulmuş.

Şiirinizin bu özgün mizahi dokunuşu, onu sıradan bir gözlem şiirinden ayırıyor.

 

 

DEKLERASYON (SAYI 100)
“Diyanet İşleri Başkanlığına”


 

 

Terör şebekesidir Diyanet İşleri Başkanlığı

 

Katliamlara “olur” veren fetvalarından

 

Onayladığından tüm zulümleri

 

Çaycısından kalemine, şube müdürlerinden

 

En baştaki sahtekârlarına kadar

 

Kana bulaşıktır elleri


 

 

Fesat yuvasıdır

 

Yurt dışında, teşkilatlarında

 

Emperyalizmin uç kolları, parmak uçları

 

Özellikle Türk Yurdunu

 

Araplaştırmak için Türk Kültürünü

 

Hilenin her türünü kullanan teşkilat


 

 

Fitne odağıdır

 

Dini çevirir tersine

 

Koyun postunu geçirir sırtına

 

Aslı kurttur, canavardır, vahşidir

 

Bağırıp duran, kin ve nefret yumağıdır.

 

Haram yiyip durduğundan

 

Haram ettiğimizden verdiklerimizi, çalınanları


 

 

Dinde din adamları sınıfı yoktur

 

Kim uydurduysa yalancıdır

 

Kurtarılmalıdır halklar bu zorbaların elinden


 

 

Bu çağda

 

Sonu gelmez uyduruklar, yalanlar

 

Düşmanlık bilime, ilerlemeye

 

Masallar Kurulu

 

Eyyamcılığın daniskası

 

Kurtulunmalıdır, ayrılmalıdır, kaçmalıdır hatta

 

Tüm çalışanları

 

Sokakta çöp toplama pahasına

 


11.12.2012

 

TOKAT

 

BU MU DÜNYA” KİTABINDAN



YARI AYDIN                              “Cihangir’e”

 


Kızdırmamak için körleri

 

Tebessüm güzeldir kahkaha yerine

 

Göremediyse benim suçum mu?

 

Onca göstermeme rağmen

 

Biçare safdilin itikadına dokunmadan”

 

Her şey bende diyen yarı aydınları

 


17.12.2012

 

TOKAT

 

BU MU DÜNYA” KİTABINDAN

 



KALBİMİN ÜSTÜ
“Gitara”

 


Gitara başlayalı beri

 

Sol yanımdaki şiir yarası hani

 

Oyuk, kabuk, sızıntı, acı uyarı

 


Sol yanında tutarsın, kucaklarsın

 

Sol parmakların çalışır yine klavyesinde

 

O yüzden midir?

 

Şiir yarasını iyileştirmesi

 


Bir de seslerin evreni

 

İzin vermeyen zaten üzülmeye

 

Cesar Dede’nin omzuna attığı çizgili kilim

 

Halk sazıdır gitar

 

Onunla evrene yollar derdini, söyleyemediklerini

 

Şimdiye kadar bulduğum

 

Üç sol parmak ve yine üç sağ parmak

 

Uymak zorundadır birbirine

 

Akordu piyano

 

Taş gibi alet, zırt – pırt kopmaz teli

 

Seveceksin aletini, öpeceksin hatta

 

Dan – dun vurulmaz tele

 

Okşar gibi gezdirmelisin parmak uçlarını

 

Tam kalbinin üstüne koymalısın

 

Tam kalbinin üstüne

19.12.2012 TOKAT
 “SANATA İZİN” KİTABINDAN

 



İSTİYORUM                 
“kraliyet ailelerine”

 


Dalga geçmek istiyorum kraliyet aileleriyle

 

Oldukları günden bu güne değin

 

İndirmek istiyorum donlarını aşağıya

 

Rezil etmek, rüsva etmek

 

Her birinin yüzlerini tokatlamak istiyorum

 

Tükürülmesini istiyorum yüzlerine

 

Sonuna değin ömürlerinin

 

İzlemek istiyorum, yüzlerine tükürülürken

 

Bir saniyede inmemeli giyotin

 

Bir anda vurmamalı başlarını kılıç

 

Her şey birden olup bitmemeli

 

Sürekli yok oluşlarını görmek istiyorum

 

Keyfini sürmek, tadını çıkarmak

 

Eğlenmek istiyorum

 

Tüm mazlumlar adına

 



 ŞAŞKIN                     
“Sultan döllerine”


 

 

Türkçe bilmeyen

 

Sultan dölleri şimdi

 

Hala önlerinde eğilinen

 

Şaşkın.

 

Dedenin

 

Lanetlenmiş cesedi kokmuştu

 

Kilisenin tabutuyla gömülmüştü

 

Açlıktan sokağa düşmüştü

 

Dilenmişti

 

Diğer kuzenlerin

 

Aklını başına al! Sakın ha

 

Ucuz kurtuldunuz aslında

 

Dolaşıp durmayın bu sokakta

 

Beter olursunuz

 

Hak ettiğinizden

 



KARA YÜZ                                     “Bekir’e”

 


Sakalına küfrettiğim yobaz

 

Bilmem ne bakanı Bekir

 

Tarikatçı madrabaz, sahtekar, utanmaz

 

Ehli Sünnet vel Münafikun Mezhebi

 

Ne mezhebi kardeşim

 

İslam İslam’dır, nerden çıktı bu yollar

 

Ali’nin yanında hükmü olur mu kimsenin?

 

Utanmadan arlanmadan neler uydurmuşsunuz?”

 


Hocaya sormuşlar

 

Ehli Sünnet Vel Cemaat nedir?”

 

Dört şartı vardır” demiş hoca

 

Birisi:

 

İlk ikiyi son ikiden üstün bilmek

 

İkincisi:

 

Teravih namazını cemaatle kılmak

 

Üçüncüsü:

 

Mestin üstüne mesh yapmak”

 

İlk iki Bekirle Ömer, son iki Osman ve Ali

 

Dübaraya bak şaşkaloz

 

Ali’nin yanında kimin olabilir hükmü?

 

Hakikat gözünün önünde

 

İnanmazsan bak tarihe bu güne

 

Kendini bulursun Süfyan’ın kucağında

 

Vay şaşkaloz

 

İhtiyacı mı var İslamın senin gibi dürzüye

 

Eksiği mi var, sen mi tamamlayacaksın?

 

Kaptırırsın tabi yakayı

 

Feto’ya, Diyanete, Vahhabiye, NATO’ya

 

Ne diyelim:

 

Aman bizden uzak durun da

 

Ne haliniz varsa görün

 

Hatta

 

Daha da beter olun.”

 

Taştan betondan binalar yığmayı

 

İçine de insanları

 

Yanlarına da bir minare

 

Bağır sabahtan geceye kadar

 

Hayde, hayde

 

Anlamadığım dilden bir şeyler

 

Komik kıyafetler palyaço gibi

 

Tuhaf bakışlar deli gibi

 

Ne halin varsa gör

 

Geçme bir daha bu sokaktan

 


Mevlana’nın Meclisi diye toplanıp

 

Onu da üstünlerin üstünü sanıp

 

Medet umup, divan kurup

 

Hoplayıp, zıplayıp, debelenip...

 

Çömezidir O bizim yolumuzun

 

Tek başına semah olur mu?

 

Can cana, göz göze olmayınca

 


Canını kuyuya atıp yine siz

 

Cansız bırakan Mevlanayı

 

Nerde Şems

 

Kara Yüz



GÖKTÜRK HAYVANAT
BAHÇESİ               
“Erlere”

 


Seçimlerden önce kandırmadı mı bunlar milleti?

 

Hayvanat bahçesiyle, ikinci boğazla

 

Pasifik gibi Süveyş gibi

 


Daha neler yapacağız, daha neler

 

Kaç milyon kişi daha öldüreceğiz, hele görün”

 

Göktürk artık fezada

 

Artık hiçbir hedef hayal değil

 

Aptal milletim.”

 

Ahmet Hocanın – TÜBİTAK’tan tanıdığım

 

Üçüncü sınıf uydusuna sahip çıkıp

 

Kendisi yapmış gibi onu da

 


Çin’e gidince Zhaoi Amcaya

 

Onun da kuzeni Lie dayıya bizde selam

 

Kazakistan’ın sağ yanı yine Türkistan

 

Özerk Uygur

 

İstikbal göklerdedir.”

 


Türkün saf iliğini emen

 

Sünnilik denen sülük sökülmelidir

 

Benden size dünyanın her yerinden

 

Her köyünden

 

Yüz yirmi bin er

 




TALABANİ ŞAM BABA                   “Bedduaya”

 


Talan gelir aklıma

 

Irak’ın Fahişesi, Kürdün Amcası

 

Duvar gitti gider yâd eller.

 

Şam gelir aklıma, Kahire

 

Mursi

 

Firavun gelir aklıma

 

Piramitler, Kurganlar

 

Katar kralı, Bahreyn Sultanı

 

Arabistan Padişahı

 

Vurdukça büyüyen tepegöz

 


19.12.2012

 

TOKAT

 



TARİH                    
“Sene 2012’ye”

 


Sana yazıyorum

 

Akıllı insan homosapiens

 

Yani sen yerleşseydin ölürdün

 

Beyninin ön lobunun gelişimi evriminin son aşaması

 

Semah felsefesi ve zıtlıklar

 

Dönüp duran evren içinde – ve kendi içinde

 

Hareket, ilerleme, zaman

 

On bin yıllık, yüz bin satırlık Mahabharata Destanı,

 

Hopi sözlü geleneği, Maya ve Hint

 

Koloni bunlar yazmıştım önce bende

 


Hayvanların göç yollarından ilerleyerek

 

Yetmiş bin yıl önce işbirliği, dil ve silah

 

Elli bin yıl önce ulaştı insan Avustralya’ya

 

On beş bin yıl önce Bering

 

Kırk beş bin yıl önce Avrupa

 

Yüz elli bin yıldır Orada yaşayan

 

Otuz bin yıl önce yok olan neanderthaller

 

Doğal güce karşı dil ve örgütlenme becerisi

 

Yirmi yedi bin yıl önce buzul çağı

 

Garga Mağarasındaki el izi,

 

Kemikten yapılmış dikiş iğnesi aynı yıl

 


Dicle ve Fırat’ın oluşturduğu bereketli hilal

 

Yabani buğdaydan ekime geçiş – büyük devrim

 

Beş bin yılda yayılan çiftçilik ve yerleşim

 

Çin’de pirinç, Amerika’da mısır

 

Patlayan nüfus, gelişen yerleşim ve şehir

 

Dokuz bin yıl önce Çatalhöyük

 

Orada yaşayan sekiz insan

 

Badanalı duvar, ev içinde ocak ve ahır

 

Boynunda leopar pençesi süs diye kolye

 

Evin tabanına gömülen genç kadın hastalıktan

 

Takas, ticaret

 

Tüccar, zanaatkâr, din adamı

 

Toprak sahipleri, fakirler ve krallar

 


Dört bin yıl önce Çin’de iki milyon nüfus

 

Üç bin yedi yüz Girit

 

Üç bin iki yüzde Mısır’da bir çanak üzeri şiir:

 

Sekiz çocuk doğurup büyüttüm

 

Yaşlandım artık bana bakmıyorlar

 

Malımı bana bakanlara bırakacağım

 

Diğerleri bir şey alamaz benden.”

 

Yani yazı, dil gibi ayrı bir mucize

 

Ağıl, ardaş, arık, aşlık, begüm, bengi, bulan

 

Çalab, çapan, daskan, dumbak

 


Şu görünen dağlar Askar Dağudur

 

Ayağımda tılla kişen bağludur *altın zincir

 

Ketme yarım ketme canım bereyim

 

Tilimnin ucunda nevat bereyim.” * şeker

 


Sidarta Hotama, Bab Gaya, Konfiçyüs

 

İçinde cıva dolu havuzun kurbanı imparator

 

Ayrı dünya

 

Bin dokuz yüzde buldu ışımayı Max Planch

 

Heisenberg, Max Born, Pasquel Jordan, Radenforth

 


Kudüs, Kartaca, Bağdat

 

Dön dolaş işte Tokat

 

İki nehir arası yine, tarihin sonu

 

Kutsanmış veya kutsanmamış toprak

 

Âşıklar, şehitler, kurbanlar diyarı

 

İnanmış insanlar aydınlığa

 

Geldi bak

 

Beklenen mucize

 


19.12.2012

 

TOKAT

 

KAYIP KİTAP” KİTABINDAN



 

"GÜLÜMSEMELER" Şiiriniz "GÜLÜMSEMELER", başlangıçtaki ciddiyetine rağmen beklenmedik bir mizahi dönüş sergiliyor. Şiirin genelinde gözlem ve tefekkür atmosferi hakimken, son dizedeki "Her şeyin konuştuğunu görünce" ifadesiyle bir anda yüzünüzde bir tebessüm beliriyor.

Şiirin mizahi unsurlarını şu şekilde çözümleyebiliriz:
* Beklenmedik Konuşan Objeler: Şair, başlangıçta "elime", "ağaca", "dala" ve "yıldızlara" bakıyor. Bu nesnelerin konuşmadığını belirtirken, bir anda kedinin geçişiyle ve sonrasında "Konuşan el, ağaç, yıldız / Başka bir dille" ifadeleriyle nesnelere atfedilen kişileştirme komik bir durum yaratıyor. Sanki şair, bir anda evrendeki tüm cansız nesnelerin bir sırrı olduğunu ve kendisiyle farklı bir dilde iletişim kurduğunu keşfediyormuş gibi bir hava var. Bu, sıradanlığın dışına çıkarak absürt bir algı yaratıyor.
 
* "İlham veren ölemeyeceğine göre!" Dizesinin Çelişkisi: Yıldızlara bakarken gelen "İlham veren ölemeyeceğine göre!" dizesi, ilk bakışta derin bir düşünceyi yansıtır gibi görünse de, ardından gelen kedinin koşuşuyla biraz alaycı bir ironi taşıyor. Sanki şair, derin felsefi düşüncelere dalmışken, hayatın basit ve anlık bir gerçeği (koşan bir kedi) onu bu düşüncelerden çekip alıyor ve bu durum hafif bir tebessüme yol açıyor.
 
* Korkudan Gülümsemeye Geçiş: Şairin başlangıçta "Korktum önce / Ürperdim" demesi, bu fantastik durum karşısındaki ilk tepkisini gösteriyor. Ancak "Gülümsüyorum şimdi / Her şeyin konuştuğunu görünce" demesi, bu korkunun yerini keyifli bir şaşkınlığa ve kabullenişe bıraktığını gösteriyor. Bu ani duygu değişimi, şiire eğlenceli bir dinamizm katıyor. Şair, aslında kendince bir tür "aydınlanma" yaşıyor, ama bu aydınlanma biraz da kendi iç dünyasındaki komik bir keşif gibi duruyor.
 
* Kedi Figürünün Rolü: Kedi, şiirdeki bu mizahi dönüşümün katalizörü konumunda. Sessiz ve karanlık ortamda birden beliren kedi, sanki şairin zihnindeki bu konuşan nesneler fikrinin fitilini ateşliyor. Kedinin "bir arabanın altından diğerinin altına" geçişi, bu keşfin sıradan bir an içinde, gündelik bir gözlemle tetiklendiğini gösteriyor. Bu da felsefi derinliğe zıt bir gündelik komikliği vurguluyor.

Özetle, şiiriniz derin bir bakış açısını, beklenmedik bir mizah anlayışıyla birleştiriyor. Şairin başlangıçtaki düşünceli hali, son dizedeki absürt keşifle yerini tatlı bir gülümsemeye bırakıyor. Bu, okuyucuda hem düşünsel bir etki bırakıyor hem de yüzünde bir gülümseme yaratıyor. "Her şeyin konuştuğunu" fark eden bir şairin içsel yolculuğu, hafif, eğlenceli ve keyifli bir üslupla sunulmuş.

Şiirinizin bu özgün mizahi dokunuşu, onu sıradan bir gözlem şiirinden ayırıyor.

 


ADRESE HAVALE: Erkan Yazargan Semerkant Mah. Murat Apt. No:32 TOKAT CEBE HAVALE: +90 535 063 84 23
Bu web sitesi Bedava-Sitem.com ile ücretsiz oluşturuldu. Siz de kendi web sitenizi ister misiniz?
Ücretsiz kayıt ol