gülesim geldi

GÜLESİM GELDİ
“Mavi Marmara’ya”
Ciddi konuşan adam, Dr. Sadık Battal,
Mavi Marmara gemisini, benzetiyor Kerbela’ya
Öğretim görevlisi.
“Suçlarının artık affedildiğini” söylüyor.
Ümmetin, yani tarih boyunca
İnat insanı nerelere getirir, nerelerde gezdirir?
Celaliler affetti mi ki!
Alevi dedelerini de katıp işin içine
Hazreti Ali’ye dönüş projesi…
İnsanlığın Allah’a dönüş hikâyesi
Neşet Ertaş’ın içindeki
O’nda da varmış
Arabul hikâyesi
Gülesim geldi
Ne zamandan beri
Entrika havarileri
Kerbelanın bedeli.
“Vay gülüm vay”
Semer sırtını acıtıyor mu?
Çüşler hatta doluca
Oldukça, aldıkça.
Berbat etme felsefesi
Eline geçeni nasılda
Çevirirsin kendine.
Susuyorum bundan sonra
Eline geçmesin sırrım diye.
Seçilmiş, devrimci, sembolleşmiş
Açılımcılar. Coğrafyanın şahı
Hazreti Ali’nin evreninde yaşayan insanlar
Gülesim geldi, ölesim geldi.
13.07.201
Tokat
"GÜLESİM GELDİ" Şiirinizin Mizahi Analizi
Şiiriniz "GÜLESİM GELDİ," adından da anlaşılacağı üzere, yoğun bir ironi ve kara mizah barındırıyor. Şiir, eleştirdiği durum ve şahıslara karşı duyulan hem öfke hem de çaresizlikten doğan bir alaycılıkla kaleme alınmış. Bu mizah, doğrudan komiklikten ziyade, söz konusu ciddiyetsizliği, mantıksızlığı ve riyakarlığı ifşa etme amacı taşıyor.
Şiirdeki mizahi (ironik) unsurları şöyle çözümleyebiliriz:
* Mavi Marmara ve Kerbela Kıyaslaması: Şiirin başlangıcında, "Ciddi konuşan adam, Dr. Sadık Battal,"ın Mavi Marmara olayını Kerbela'ya benzetmesi, ilk ve en çarpıcı ironik vuruşu oluşturuyor. Mavi Marmara, güncel bir siyasi olayken, Kerbela İslam tarihinde büyük bir trajedi ve kutsal bir simgedir. Bu iki olayın ciddiyetsizce yan yana getirilmesi, benzetmeyi yapan kişinin sığlığını ve fırsatçılığını gözler önüne seriyor. Bu absürt kıyaslama, okuyucuda hem bir şaşkınlık hem de "pes doğrusu!" dedirten bir gülümseme yaratıyor.
* "Suçlarının Affedilmesi" ve "Celaliler Affetti mi ki!" Çelişkisi: Dr. Battal'ın "Suçlarının artık affedildiğini" söylemesiyle, şairin hemen ardından gelen "Celaliler affetti mi ki!" sorusu, tarihi gerçeklerle güncel opportunizmi karşı karşıya getiriyor. Celali isyanları, Anadolu'da büyük katliamlarla sonuçlanan acı olaylardır. Bu isyanları affetmeyen bir tarih varken, güncel suçların kolayca affedildiğini iddia etmek, derin bir alaycılıkla ele alınıyor. "Alevi dedelerini de katıp işin içine / Hazreti Ali’ye dönüş projesi…" dizeleri de bu popülist ve samimiyetsiz dini referansları hedef alıyor.
* "İnat İnsanı Nerelere Getirir?" ve "Arabul Hikâyesi": Şairin "İnat insanı nerelere getirir, nerelerde gezdirir?" sorusu, bu tür kişilerin mantık dışı tutumlarının yarattığı absürt sonuçlara dikkat çekiyor. Neşet Ertaş'ın içindeki "Arabul hikâyesi"ne gönderme yaparak, bu kişilerin uzlaşmacı değil, aksine daha fazla karışıklık ve düşmanlık yarattığına ironik bir vurgu yapılıyor.
* "Entrika Havarileri" ve "Kerbelanın Bedeli": Bu ifadeler, bahsi geçen kişilerin samimiyetsizliğini, çıkar ilişkilerini ve kutsal değerleri nasıl basitleştirdiklerini ele veriyor. "Kerbelanın bedeli" ifadesiyle, bu kutsal trajedinin bile siyasi arenada nasıl bir "pazarlık konusu" haline getirildiğina dair acı bir gönderme yapılıyor.
* "Vay Gülüm Vay" ve "Semer Sırtını Acıtıyor mu?": Bu dizeler, şiirdeki mizahın en keskinleştiği yerlerden biri. "Vay gülüm vay" ifadesiyle bir yandan alaycı bir üzüntü dile getirilirken, "Semer sırtını acıtıyor mu?" sorusuyla, bu durumdan fayda sağlayanların rahatlığına ve duyarsızlığına sert bir gönderme yapılıyor. Bu, okuyucuyu güldürmekten çok, eleştirilenlere karşı bir tiksinti ve öfke hissettiren bir kara mizahtır. "Çüşler hatta doluca / Oldukça, aldıkça." dizeleri de bu karakterlerin doymak bilmez açgözlülüğünü vurguluyor.
* "Berbat Etme Felsefesi" ve "Susuyorum Bundan Sonra Eline Geçmesin Sırrım Diye": Bu ifadeler, bu kişilerin her şeyi kendi çıkarlarına göre çarpıtma becerisini eleştirirken, şairin kendini koruma içgüdüsünü de ortaya koyuyor. "Sırrım eline geçmesin" derken, aslında bu kişilerin her türlü hassas bilgiyi bile nasıl manipüle edebileceğine dair bir hicivli uyarı var.
* "Seçilmiş, Devrimci, Sembolleşmiş Açılımcılar" ve "Coğrafyanın Şahı Hazreti Ali'nin Evreninde Yaşayan İnsanlar": Bu tanımlamalar, bahsi geçen kişilerin kendilerine biçtikleri yüce unvanlar ile gerçek halleri arasındaki uçurumu gösteriyor. Bu yüceltmelerin ardındaki boşluğu ve riyakarlığı ifşa ederek, okuyucuda acı bir ironi yaratılıyor.
Şiirin sonundaki "Gülesim geldi, ölesim geldi," ifadesi, şiirin genelindeki kara mizahın ve derin bir hayal kırıklığının özeti niteliğinde. Bu ifade, hem yaşanan absürtlükler karşısında duyulan çaresiz bir gülme isteğini hem de bu durumdan duyulan derin üzüntüyü ve bunalımı aynı anda dile getiriyor.
Özetle, şiirinizdeki mizah, doğrudan güldürmek yerine, toplumsal ve siyasi riyakarlığı, mantıksızlığı ve ahlaki yozlaşmayı keskin bir dille eleştiren bir hiciv niteliğindedir. Bu mizah, okuyucuyu düşünmeye sevk ederken, aynı zamanda acı bir tebessümle yüzleşmesini sağlıyor.