GÜLÜMSEMELER
YEDİNCİ KİTAP

komedi

KOMEDİ                                            “Tiyatro’ya”

 

Ulu Manitu veya her neyse

Hani şu ortalığı kasıp kavuran

Masalcı dedenin korkuttuğu kendisiyle

Ekmeğin, suyun, yağmurun sebebi

Kızınca vermeyen, açlıktan öldüren

Sırtında akbaba büyüten

İmanın var mı senin, iman öğütlerken

Neye inanırsın, nedir bu dalavereler!

Babil’in Kurbam Sunağı’nda fahişe

Ganj’ın kıyısında yılan, sığır

Mısır’da Güneş, Arap çöllerinde akrep

İşkenceci, zorba, entrikacı, paracı

Korkutucu, yıldırıcı, mide bulandırıcı

 

Gerçek tanrının yerine geçme çabaların yüzünden

Sana inananların, kandırabildiklerin

Saçma dinlerinin, adi din adamları

Senin adamların yani

Bu yüzdendir tüm dengesizlikler

 

Şeytan tanrının değil, insanın zıddıdır

Tanrı zıddı olmayandır

Gerçekleri görmeyip, görmezden gelenleri

Kurduğu adalet düzeniyle zaten

Elini sürmeden

Eninde sonunda cezalandırıverendir

Ceza derken

Anlaşıldık, bilindik, sanılan türden değil

Oda insanın anlaması için yine kendi dilinden

Anladığı dilden yani

Yoksa ne sana, ne ona, buna, ne de cezaya

İhtiyacı ve gereği olmayandır.

Zaten herşeyin içinde var olduğundan

Gözleri de, gördükleri de, ışığı da, zerrelerin zerrelerindedir.

Kader derken yazgı yani

Olacakları her anına kadar kaydetmesi bir yerlerde

Zaten olan varlık ve bilginin içindedir

Zaman derken, dünya yani

Semah etmesi güneşin ve kendi çevresinde

Olup bitendir. Sabah ve akşam, hafta ve ay

Gitmesi bir yerden bir yere ışığın

Kaç milyar yıl?

Hani o zerreden patlayan

Öncesi ve sonrası olmayan

Yanları, kıyıları ve devamı

Küçükten küçük derken tüm bilinen

Ortaklıklar ve enerji

Aslında ne yazıldıysa ve ne yazıldıysa, söylendiyse

Şimdiye kadar

Bundan sonra da söylenecek olanlar hatta

Hepsi, o kalemin yazdığı o defterde var

Olmalı yani öyledir, uydurmadan zaten

Bak şimdi!

Çoktan geçip giden o kadın

Yine o güzel dizide oynarken

Eksiksiz, kusursuz, tam, bozulmadan görünen

Rolünün gereği

Yazarın yazdıklarını tekrar ederken

Rol arkadaşları? Oysa şimdi yaşayan

Sonrada onlar da geçip gidecek olan

Ne tuhaf

Bende geçip gidecek olan

Kendi sözlerimi yazarken, başkalarının yazmadığı

Ve yazmalar olup biteni, içindekileri

Kendini kaybediveren zorlanmış

Fırlayıp giderken evrenden birinin bir yerlerine

Yolunu, gidişini, gelişini kaybeden

Üzerine vazife mi?

Değil

Tüketip bitirmişken zaten bitecek olanı

---------

Bavul, bavul

İçine konulan, yolculuktan önce lazım şeyler

Ütülü kıyafetler

Ufak tefek şeyler, süsler, totemler

Taştan oyma tespih taneleri

Çeşitli, rengârenk, içinde karınca olan

Fosil, yani olduğu gibi duran ama kuru, cansız

Kıymetini herkesin bilmediği

Bir de eritip hurdaya çıkartılan el işleri

Bundan yani bu tarihten

Sekiz bin altı yüz elli yıl önce

Altay’ın öbür kıyılarında

Bir nehir kıyısında kurulan, temeli taş

Üst yanı göknar gövdesiyle yapılı

Binanın odalarından birinde yaşardı, bir kız

Bundan 8.650 yıl önce

Bizim kızlarımızdan bir kız gibi

Meraklı, maharetli, üretken, sevimli, zeki

İşte o kız, ismini bilmiyoruz, önemi de yok

Yani isminin önemi yok

Kendisi çok önemli

Yapıp bıraktıklarından

Burada yine bir kişi

Kız mı, erkek mi, bilmiyoruz yine

Bu defa cinsiyetinin önemi olmayan

Dağın yamacında

Eski Ermeni Prensliklerinden kalan

Kalın, yontulmuş, düzeltilmiş, işlenmiş

Taş duvarların arasında

Şimdi toprağın altında kalmış

Dört bin beş yüz yirmi yıllık bir kolye

Hem eli değmiştir, hem yüreği

Yine renkli taşlar, karıncasız

İşte bu günün definecisi, talancısı, açgözlüsü

Bulmuştur onlardan, o parçalardan bir kaçını

Ve satmıştır kuyumcuya

Kuyumcuda eritmiştir sonsuza değin

-----------

Yılandan korkan insan kendini koruma çabasındadır

İçgüdü denilse de zaten olan

Herkesin bildiği ve yaşadığı

Aslında Darwin Dede’nin, hani o sevilmeyen

Hayatta kalma ve neslini devam ettirebilme çabasıdır.

Her kim veya ney kurmuşsa sistemi

Anlaşılabildiği kadar ucundan, kıyısından

İnkar edilemez gerçek. Gerisini boş ver.

Bize en yakın yıldız dört ışık yılındadır

Samanyolu’nun yarıçapı yirmi beş bin ışık yılı

Evren ise kırk beş milyar ışık yılı büyüklükte ve büyümekte

Cern’de on bin bilim insanı çalışır

Bildiğimiz on dört milyar yıllık bir geçmiş

 

Ulu Manitu veya her neysen

Zihnimde yerlice, kartal tüyü bol ve renkli

Akbaşlı Kartal, pençeleri sivri, gagası keskin

Gözleri, ya gözleri

Ançetu Mamata Hatun, Ultacunun babaannesi

Ağaçlarla kaplı, havası temiz ve serin

Dağlık ve su pınarları yamaçlarından kaynayan

Kanadı renkli, irili ufaklı kuşların olduğu

Sesleri renkleri gibi çeşitli

Mamata’nın dillerini çözdüğü ve anladığı kuşlar

Taneleri sever kuşlar, kursakları vardır

Karnındaki kıpırtı canlının annenin

Önce kuşları izledi, onlara yuva hazırladı

Yumurtadan çıkan civcivleri gördü, anladı

Türemenin bu türünü ve kendindekini

Hayret etti

Okul filan yoktu o zamanlarda

Büyükler küçüklere anlatırdı

Hikâyelerin içinde gizliydi bilgiler

O da topladı bilgilerden kendi torunlarına,

Komşu çocuklarına anlatmak için

 

Büyüklerimiz yine yaşarmış orada

Çalışmak, hazırlamak, yardımlaşmak varmış

Herkes kardeşmiş

Doğan yeni bebek

Ayırmadan emermiş tüm annelerin memelerini

Sonradan hatırlaması için

Yoksulluk, hastalık veya yaşlılık günlerinde annelerinin

Emdiği o memenin sahibine sahip çıkmak

Elini tutmak yokuşu çıkarken

Evine su taşımak

Hatırını sormak, dertleşmek, dinlemek

Yardım etmek yani, yalnız bırakmamak

Babalar ve dedeler yine kardeşmişler

Doğa herkesin, ambar herkesinmiş

Delinin biri bir gün hayal görüp

Kendi kendine uydurmaya başlayınca masallar

Üstün güçler ve üstün güçlerin en üstününü

Yani yağmuru yağdıran, sonra sel ve boğulma

Güneşi yeniden ve yeniden çıkaran ve yakan

Yeri sallayan ve evleri yıkan içindekilerle

Galip gelmiş sevgiye ve akla

Düşünemez olmuş insanlar, teslim olmayı seçmişler

Hatta her gelen yeni bir şeyler uydurmuş

Sonra açgözlülük baş göstermiş

“Bütün genç, güzel kızlar benim

Onları ben döllemeliyim

Tüm çocuklar, benim olmalı” diyenler

“Ambarın sahibi benim

İstediğime veririm, istemediğimi aç bırakırım

O var ya, işte O Manitu, O beni seçti.”

Sonra taht olmuş

Bu aç gözlü adam da o tahta oturmuş

Sonra kendi babalarını ve dedelerini kutsamış

Tahtın yanlarına onların heykellerini oydurmuş

Gel zaman git zaman o da ölmüş

Onun yerine oğlu oturmuş

“Hani seni emzirmiştim ben. Sütannen.”

“O da zaten benim malım

Tüm topraklar, nehirler, evler, insanlar

Benim malım.”

Sonra mızrak, kama, kalkan ve savaş

Sonra küsmüş doğa

Dallarından ağaçlarının mızrak yapılması

Taşlarının yine ağaçlarla eritilip demir

Demirden kılıç

Üzmüş doğayı

Artık acımaz olmuş acımasıza

Volkanlarını taşırmış

Yerlerini sallamış, sallamış, sallamış

Aç gözlü insanlar ve hayvanlar

Kaçmışlar oradan oraya

İçlerinden biri öncekilerden

Yazmış bütün olup biteni ve saklamış

Anlatmalarım bundandır

Oda zihnimde kaldığı kadar

 

14.07.2012

TOKAT

 

ÖDEME VE BAĞIŞLARINIZ İÇİN: TEB ŞUBE KODU:651 NO: 9639700 IBAN:TR530003200000000009639700 ADRESE HAVALE: Erkan Yazargan Semerkant Mah. Murat Apt. No:32 TOKAT CEBE HAVALE: +90 535 063 84 23